14 Mart 2016 Pazartesi

Ne Çok Öldük Yaşamak İçin

Öyle bir ortamdan geçiyoruz ki yazılarımı yarım bırakıp devam edemediğim, yazdıklarımı da paylaşmadığım bir ortam ben bu sayfayı açarken hemen hemen her gün yazı paylaşacaktım. O heyecanla açmıştım. Gündemi değerlendirip, hep birlikte güldüğümüz yazılar paylaşıp, siyasetçileri takdir edip eleştirecektik. Ara ara araştırıp ilginç bulduğum tarih bilgilerini ya da çarptırılan bizlere yanlış anlatılan tarih belgelerinin gerçekliğini yazacaktım.

Akp, Chp, Mhp, Hdp diye ayırmadan hepsi için söylüyorum gençliğin umudunu bitirdiniz. Bu gençlere yazık ettiniz.

Hangi konuya değinsem bilmiyorum. İnanın film gibiyiz keşke "Son" yazısı gibi bir şey çıksa da önümüze sonra "Bu filmde yaşananların hepsi hayal ürünüdür." deseler de biz de rahat bir nefes alsak. Üzgünüm ama yaşadıklarımız tamamıyla gerçek. Ve hayal ürünü olmayan bu ortamda "Son" yazısı hiç hayra alamet olmayacak.
Hükümet terörü araştırmıyor, engellemiyor ve her ay bir patlama oluyorsa kınamaktan öte geçemiyorsa yazıklar olsun.
Muhalefet sesini çıkartıp güçlü muhalefet yapamayıp hükümeti terörü araştırmaya ikna edemiyorsanız muhalefetinize yazıklar olsun. Muhalefet partisi olup vatanın bütünlüğünde, Milliyetçilikten bahsedip terör araştırılmasın diyorsan sana lanet olsun. Bu terör olaylarını kendi maaşlarınızın zammı gibi düşünün hani hiç kimsenin itiraz etmediği milletvekili maaşlarınız gibi oturun çözün. Halk olarak yapabileceğimiz bir şey varsa söz yardımcı olacağız. Siz bu ölen halkın oylarıyla iktidar oldunuz, ana muhalefet oldunuz ya da meclise girdiniz. Sadece maaşlarınızın hakkını verseniz yeter. Lütfen artık bir dur deyin, artık lütfen hükümet yetkilileri olaya el atın. Artık lütfen bir olayı da üstlenin ve biz şurada şu yanlışı yaptık, üzgünüz ama suç bizim deyin. Güvenlik zaafiyeti var engel olamadık deyin. Allah'a aşkına aklımızla dalga geçmeyin. Yanlış politika yaptık, haberini aldık ama üzgünüz engelleyemedik deyin ama lütfen bir şey deyin...
Yoksa biz;
Ansızın bir kör kurşundan ya da bombadan ölmezsek; en iyi ihtimalle hepimiz kahrımızdan öleceğiz..
Hani diyorduk ya;
Irak'ta hergün bombalar patlarken, 50-60 insan ölürken normal hayat nasıl devam ediyor?
İşte
Öğrendik şimdi...
Allah kahretsin ki öğrettiler.
Bizi ölüme, tecavüze, teröre, şehide alıştırdılar, alıştırıldık. Hayır ya bunlarla yaşamaya alışmamalıyız bunlara alışamayız bunları asla kabullenmeyin!
Ölüm zinciri ürkütüyor değil mi? Keşke elimizde ölüm zinciri ile bir örnek olmasa da ben de ölüm zincirinin ne demek olduğunu açıklamakta zorlansam ama maalesef elimizde örnek var.
Ölüm zinciri:
Önce Ali İsmail'i, sonra Ali İsmail'in pankartı önündeki Ali Deniz'i, sonra da o fotoğrafı RT'leyen arkadaşı Ozancan Akkuş'u kaybettik.
Ozancan 10 Ekim patlamasında ölen arkadaşı Deniz için demişti ki;
"Gözlerimizinden akan yaş bile ellerinizdeki kanı temizleyemeyecek o temiz adam her zaman sizin yakanızda bizim kalbimizde kalacak."
Güzel insan sen de bizim kalbimizdesin.
Gök bugün sizler için bu kadar kara, bugün gün sizin için aymadı.
Ne çok öldük değil mi yaşamak için..
Orada masum insanlar katledildi.
Ygs'den çıkan stres atmak için orada olan öğrenciler katledildi. Saçma eğitim sistemimiz içinde tırnağını dişine takıp, gece gündüz hafta sonu demeden. Aylarca uykusuz kalıp geleceği için sınava çalışan çocukların orada geleceğini aldınız.
Evine üç kuruş fazla götürmek isteyen anneyi, babayı aldınız orada.
Orada üniversite gençlerinin canına kıydınız, hayallerini aldınız onlardan.
Orada evlat, eş, arkadaş, sevgili, anne, baba hepsi katledildi. Allah'ım bu nasıl büyük acı.
Elimden bu son olsun demekten başka bir şey gelmediği için özür dilerim.

17 Şubat 2016 Çarşamba

Yazı da patladı!

Bugünkü yazı hazırdı, yayınlamıyorum.
Yazı da patladı.
Cennet vatanımı cinnet vatan haline getirdiler.

1 Aralık 2015 Salı

Bir Ay Oldu

Hatırlar mısınız? Yılmaz Özdil'in 1 Kasım sonrasında yazdığı yazıda;
"Daima nasılsak, aynen öyle yaşamaya devam edeceğiz.
Çünkü hayat, insanın başına hayatta bi kere gelir. Kıymetini bileceğiz."
Demişti.
Ve yazıdan bazı bölümlerde şöyleydi; 
"Biz mesela...
Tiyatroya gideceğiz.
Eskisi gibi.
Konsere gideceğiz.
Her zamanki gibi.
Bale seyredeceğiz.
Yüzeceğiz, güneşleneceğiz.
Kızlı-erkekli... Güleceğiz.
Çocuklarımızı fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür büyüteceğiz,
Önümüz yılbaşı...
Umutlarımızı tazeleyeceğiz."

Bir ay oldu ama biz eskisi gibi devam ediyoruz. Ben mesela 1 Kasım'dan hemen sonra Fatih Portakal ile sertifikalı bir eğitime gittim. Ben Zülfü Livaneli ile söyleşilere katıldım. Ve inanın oralarda ben gibi o kadar insan var ki. Sizin kömür, makarna için birbirinizi ezdiğiniz kuyruklar oluyor ya biz bunu Zülfü Livaneli ile söyleşi için yaptık hani siz mitinglere gidiyorsunuz ya birbirinizi ezerek, sonra meydan almadı diyorsunuz bizde de işte söyleşide salon almadı salon. Ama hep biz vardık,siz yoktunuz. Siz o sırada ya kahvehanede ya da bir komşuda bizi eleştiriyordunuz. Ben hiç bilmediğim bir yerde sabahın köründe çıkıp uluslararası konferans var diye yollara düşüyorum. Ve ben ve bizler uluslararası konferanslardayız. Orada da biz varız..
Sen Mete Han işte Çinlileri korkutmuş Çin Seddi yaptırmış diye kulaktan duyma bilgilerinle hava atıyorsun, facebookta paylaşım yapıyorsun. Ama sen Mete Han'ın hakkında küçücük bir yazı okumazken ben en ince ayrıntısına kadar araştırıp sunumlar yapıyorum. Sen ben dedemin mezar taşını okuyamıyorum Atatürk yüzünden derken. Sen atıp tutarken. Ben Osmanlı Türkçesini öğreniyorum. Al kurslar açıldı git öğren hadi hodri meydan git oku dedenin mezar taşını. Mezar taşı okumak isteyenler Çanakkale'ye buyrun. Bence Osmanlı Türkçesi devam ediyor olsaydı bu mezar taşı meraklıları okuma yazma bilmiyordu. Bizim okuma yazma oranımızın bu kadar yüksek olma sebebi Günümüz Türkçesidir. Yani Osmanlı Türkçesi ile okuma yazma oranı diplerde olurdu. Biz kafelerde oturup aslında tarihimiz araştırırken, tartışırken sen yoldan geçerken bize mana verensin. Biz deli gibi kitap okurken sen gelip bir kitap okumadan bizi eleştiriyorsun. Biz her gün gazetelerimizi okuyoruz ama biz gazetelerin hepsine bakıyoruz. Kim ne yazmış diye. Biz akşamları haberleri kaçırmıyoruz. Biz tek taraflı bakmıyoruz. Ben Recep Tayyip Erdoğan bile olsa doğru bir şey yapıyorsa bunu takdir edip doğru yapmış diyebiliyorum. Kemal Kılıçdaroğlu da yanlış yapıyorsa ben bunu eleştirebiliyorum. Devlet Bahçeli yanlış yapıyor ama Sinan Ogan'ın çabalarını takdir ediyorum diyebiliyorum. Ya da Meral Akşener'i Mhp değil ülke kaybetti diyebiliyorum bir Chpli olarak. Kısaca ben doğruya doğru, yanlışa yanlış diyorum. Ben cemaatçi değilim ama basın özgürlüğü engellendiği için yanlarındaydım. Kanallar kapatılamaz dedik biz sen oh olsun dedin. O kanalları ben değil sen izliyordun be ama yine de sen bilirsin. Ya sen Can Dündar ile Erdem Gül'e sırf görüşlerine ters diye oh olsun diyorsun. Sadece vicdanına bırakıyorum düşün ya suçsuz insanlar dört duvar arasında. Bu da bizim kaderimiz yanlış hatırlamıyorsam Uğur Mumcu'nun bir sözüydü diğer kesimde fikir suçundan içeri giren kimseyi göremezsiniz çünkü fikir suçu için önce fikri olması gerekir. Gibi bir şey demiş ve her şeyi özetlemiştir. Hani tecavüzcülerin takım elbise giydiği için iyi hal indirimi alan ülkemin mahkemelerinde Can Dündar ve Erdem Gül tutuklandı ya yanarım yanarım ona yanarım. Ya da Baro başkanı Tahir Elçi'ye öldükten/öldürüldükten sonra oh olsun diyenler insan öldü be insan! Orada polisimiz de şehit oldu. Yani canlar gitti ikiside benim ülkemin insanı ikiside benim acım. 
Yani bu süreçte bizim acılarımız arttı, bizim canımız yandı. 
Ama biz dimdik ayaktayız. 
Mesela ben gidip sahafdan Can Dündar'ın ben doğmadan yazdığı,bastırdığı kitabı buldum aldım. Size de tavsiye ederim "Yağmurdan Sonra" şimdi ben okuyorum. Ben kitaplar da alıyorum eskisi gibi, ben yeri geliyor yememden kısıp yine de kitap alıyorum. Hem biz arkadaşlarımızla yılbaşı programları bile yapmaya başlamıştık ama ülkemizde her gün bir acı olunca biz de ne yapacağımızı şaşırdık. Ama ben meselâ bu hafta "Ömrüne Sığmayan Adam Aziz Nesin" sergisine gitmeyi düşünüyorum. Yani ben her şeye rağmen bir tık fazla öğrenmeye, bir tık fazla kendimi geliştirmeyi düşünüyorum. Size de tavsiyemdir. Diyeceksiniz ki sizin tuzunuz kuru öyle değil işte o dedim ya kitap almak için yemesinden kısalardanım. Aslında siz ben gibisiniz ben siz gibiyim. Gel kütüphaneye gidelim birlikte sen Necip Fazıl okurken ben Nazım Hikmet okuyayım. Ama okuyalım gel kütüphaneler herkese açık hem de ücretsiz. Yani diyorum ki hiç olmadı açın iki satır kitap okuyun. Hiç olmadı iki bulmaca çözün zamanım yok demeyin kupon doldururken hepinizin zamanı var.

10 Kasım 2015 Salı

Ulu Önder'ime Mektup

Her 10 Kasım'dan daha da zor bir 10 Kasım oluyor..
Affet Atam....
Anıyoruz..
Arıyoruz..
Anlıyoruz..
Atam İlkelerini söyleyemez olduk.
Laik diyemez olduk affet.
Milliyetçilik ilken saptırılır oldu.
Cumhuriyetçilik mi?
Affet 93yıl sonra.. Cumhuriyet'e yakışmayanı yaptık.
Halkçılık.. Halk malk kalmadı affet Atam.
Senin Laiklik ilkeni kullanarak dinsiz dediler Atam.
Milliyetçilik ilkeni faşistlik olarak yorumladılar.
Devrimcilik ilkeni yıkım olarak gördüler sanki çok düzen varmış gibi.
Atam eğitim de bitti.. Eğitim için yaptığın her şey bitti affet koruyamadık, affet anlattıklarımızı anlamadılar.
Atam bir sürü haklar verdiğin, hatta ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın. Dediğin Türk kadınları yerlerde sürünür hale geldi. Senin verdiğin haklarla sana karşı oldular paşam.
Öğretmen olmasını sağladığın Türk kadınları şimdi öğrencilerine seni kötülüyor Atam. Yeni nesil sizlerin eseridir. Dediğin öğretmenlerin bir kısmı seni, Cumhuriyeti anlatmaz oldu.
Senin Tarihçilerinin bazıları bir gecede cahil kaldık, dedelerimizin mezar taşını okuyamıyoruz diyor Atam. Zaten Osmanlı halkının %92'si arap harfleriyle okuma yazma bilmiyordu, zaten dedelerinin mezar taşını okuyamıyorlardı. Yani Bunu biliyor Tarihçilerin ama anlatmıyorlar affet.
O çok sevdiğin Türk Gençliği var ya. Doğduğun tarihi bilmiyor. Çok sevdiğin Türk Genci o büyük eserin Cumhuriyet'e sahip çıkmıyor affet Atam. O gençliğin ilim irfan da pek umrunda değil Paşam.
Çok sevdiğin aziz Türk Milleti emperyalistlerin kölesi olmuş durumda.
Türk Milleti zekidir. Sözün bu aralar geçerliliğini korumuyor Atam.
Atam üzgünüm, Atam utanıyorum affet.
Sen Affet ama biz yolundan dönmedik.. 
İlkelerinin koruyucusu..
Devrimlerinin izinde..
Altı ok'un bekçisiyiz..
Ne fikirlerini öldürebilirler..
Ne izini silebilirler..
Olmasaydın..
Olmazdık.

20 Ekim 2015 Salı

İğneada'ya Sahip Çık

Kısaca İğneada'nın nerede olduğundan ve niye bu kadar önemli olduğundan bahsedeyim; Kırklareli'ye bağlı küçük bir tatil yeridir aslında öyle çok da bilinmez ama bir doğası vardır tadından yenmez. Longoz ormanlarına sahiptir. Longoz ne demek derseniz ondan da bahsedeyim. Longoz: Denize doğru akan derelerin getirdiği kumların birikerek kıyıda set oluşturması ve dere ağzını kapatması sonucu akarsuyun biriktiği yerde oluşan bir özel ekosistemdir. Yalnızca belirli ağaç (örneğin, dişbudak, kızılağaç, vs), bitki (örneğin, göl soğanı, su menekşesi, vs) ve kuş (örneğin, kara leylek, balıkçıl, vs) türleri bu yaşam ortamını tercih ederler. Longoz ormanları nadir rastlanan ekosistemlerdir. Türkiye'de İğneada (Kırklareli), Acarlar (Sakarya) Karacabey(Bursa) ve Sarıkum'daki (Sinop) longoz ormanlarının yanı sıra, Kızılırmak Deltası'nda da (Samsun) longoz niteliğine sahip ormanların çok küçük kalıntıları kalmıştır. Bunların dışında yeterli büyüklük ve kapalılığa sahip alüvyal-subasar orman kalmamıştır. Bu nedenle elimizde kalan son longoz ormanlarının varlıklarını sürdürmeleri çok önemlidir. Bu yüzden çok önemli bir ekosisteme sahip İğneada. Aynı zamanda İğneada Longoz Ormanları 2007 yılında kurulan milli parktır. Nükleer Santral'i oraya yapmak hangi cahil kafanın işi merak ediyorum. Hangi mantıkla düşündüler bunu bilemiyorum. Bu arada İğneada, sahili, biyoçeşitliliği, longoz ormanlarının varlığı, ekolojik güzelliklerinin yanı sıra, tarihsel ve kültürel mirası ile bir değerdir. 3. Nükleer santrali İğneada’ya yapcağız demek bu kadar kolay olmamalı!
Bu doğa katliamından başka bir şey değil.
İğneada'nın benim için de yeri farklıdır..
Tadından yenmez doğası var dedim ya bu doğa babama kendini hayran bıraktı. Defalarca gittiğimiz babamın her gittiğinde mavi ve yeşil uyumuna hayran olduğu anneminde gitmekten bıktığı yerdir. Annem de sever ama babam bayılır. Kardeşimle biz küçüktük ama deniziyle doğasıyla bir dönem sık sık gittiğimiz yerdir. Babam halen söyler yine gideceğiz diye ben de  fotoğraf çekmek için gitmek istiyorum. Yani babamı bu hayran olduğu yerden mahrum bırakmaya kimsenin hakkı yok! Annemin gitmekten bıkacağı, anılarını canlandırdığı yeri katletmeye kimsenin hakkı yok! Benim fotoğraf çekmek istediğim güzel doğayı kimsenin katletme hakkı yok! Kardeşimin de çocukluğunu anımsadığı, ilk yüzdüğü yerlerden birini katletmeye kimsenin hakkı yok!
Nükleere karşı sen de mücadeleye katıl ki. Elimizde kalan son güzel şeylere sahip çıkalım. Sesini çıkart ki. Ülkende de gidebileceğin yerler kalsın. Sesin çıksın ki sadece orada yetişen ağaç, bitki, kuş türleri hayat bulsun. Sesin çıksın ki yaşadığın dünyada söz sahibi ol. Sesin çıksın ki Sen'i duyan, insan yerine koyan olsun. Ses çıkartalım ki.
Sesim duyulsun!
Sesin duyulsun!
Sesimiz duyulsun!
(Longoz'un ne olduğu ve nerelerde olduğuyla ilgili alıntılar yapılmıştır.)
Daha mavi
Daha yeşil
Daha güzel Türkiye'de ve dünyada görüşebilmek ümidiyle...

14 Ekim 2015 Çarşamba

Canımız Yanıyor

10.10.2015 AnKARA..
Nasıl başlanır bilmiyorum, ne denir, ne denmez, ne denmeli inanın bilmiyorum.
O kadar zor ki..
Barış için öldüler demek çok zor.
Sanırım son açıklama 97.
97 insan öldü, 97 can çoğumuz sayıya takıldık ama insanlık bir kez daha öldü.
resmi olan 97 ise daha çok vardır. 97 de olsa dile bile kolay değil ki bunlar barış için giden canlar.
Haberleri izlemedim. Hatta izlemedim değil izleyemedim.
Acılar o kadar fazlayken yapılan açıklamalar şok ediciydi.
Kim yaptı? Neden yaptı?
Bana Akp ve Pkk işbirliği gibi geldi. Sadece varsayım ama eğer başka bir örgüt olsa Mit çocuk oyuncağı değil ya nasıl engelleyemedi. Polise kızdık çoğumuz ama kızmamız gereken emri veren. Onlar da emir eli sonuçta. Tabi ki yaralıların olduğu yerde biber gazı sıkmak ne kadar doğru o da tartışılır. Bana kalırsa tek adam dönemi sarsıldığı için gelin tek başına iktidar olsun huzura kavuşalım. Bizim zamanımızda böyle olaylar yoktu demek istediler. Hatta şuan hükümet de biz yokuz bunun tamamını biz üstlenemeyiz dediler. Davutoğlu: "Bu hükümet, AKP hükümeti değildir" deyince. Daha dün açılışları AKP hükümeti olarak yapıyordunuz ne zaman istifa ettiniz? Diye sormak düşüyor bize. Allah aşkına siz kimi kandırıyorsunuz. Bu hükümet bal gibi AKP hükümetidir.
Chp ve Mhp hükümet de bulunmuyoruz dedi. Mhp bir fire vererek hükümete bakan gönderdi. Hdp de gönderdiği bakanları istifa ettirdi. Yani Sadece bir Mhpli bakan dışında bariz Akpli hükümet.
Patlamaya kötü niyetle gidenler olmuştur belki bunlar da çok az sayıdadır. Ama çoğu saf duygularla gitti. Chp gençlik kollarından, öğretmenlerden, avukatkardan, Hdplilerden 9 yaşına çocuğa kadar herkes. Söylenecek çok da söz yok aslında.
Bir de lider değerlendirmesi yapalım;
Kemal Kılıçdaroğlu:
İster sevin, ister sevmeyin ama en iyisini Kılıçdaroğlu yapıyor. Ülkesini düşünen tek lider. Siyaset adamının devlet adamlığına yükselişidir. Böyle bir durumda a partisi b partisi demeden. Meclis'te bulunan tüm partiler bir araya gelmeliydi. İlk açıklamasında da dediği gibi bu konu lehine olan her şeyin altına imzasını atmaya hazır. Davutoğlu'nun davetini kabul etmesi de erdemdir, doğru olandır. Diğer liderlere ise çağrısı, davet etmesi ülke lehinedir. Yani o kadar kötü yönetiyorlar ki Kılıçdaroğlu mecburen ülkenin gerçek başbakanı gibi davranıp tüm taraflarla görüşmek istiyor. Olayın hemen ardından eşiyle birlikte olay yerine karanfil bırakıyor, giden canların ailelerinin yanında oluyor, taziyeye gidiyor. Kılıçdaroğlu'nun yüzünden acısını görüyoruz, samimiyetini görüyoruz. Bir şans verin bakalım 1 Kasım'da.
Devlet Bahçeli:
Yani nasıl bir lider, ne yazılabilir bu saatten sonra Devlet bey hakkında bilemiyorum.
Hayır, hayır, hayır.. Davutoğlu'nun görüşmesini reddetti. Kılıçdaroğlu'na hayır dedi. Doğru düzgün bir açıklama yapmadı. Doğru düzgün bir kınamadı bile. Kınadıysa düzgün açıklama yaptıysa ve ben görmediysem özür dilerim ama yakışmayan hareketler Devlet beye. Bu duruma gelmemizde rol oynayanlardan. Hani terör araştırılması diyenlerden. Yapacaktınız dıştan Hdp destekli Chp-Mhp koalisyonunu. Yani sen ya da ben kabul etmesek de meclisteler. İki yıl da çözebildiğiniz sorunu çözüp, bunları bitirip herkes kendi yoluna diyecektiniz. Ekonomi batmayacak, terör artmayacaktı.
Ahmet Davutoğlu:
Yaptığı açıklamalara gelde şaşırma."Bu bizim hükümetimiz değil. ", "Elimizde canlı bomba listeleri var ama eylem yapmadan tutuklayamayız." Kendini patlatınca tutuklarsınız artık. Demek düşüyor. Yurt dışında 12 kişinin öldüğü terör saldırısına lanet etmeye gidiyor ama ülkede 97 kişi ölmüş kimin umurunda. Olay yerine karanfil bırakmaya dahil gitmedi.
Selahattin Demirtaş:
Birlik mesajı vermeye çalıştı. Asker de biziz, polis de biziz, halk da biziz demesi iyiydi. Olay yerine giderken Hdp ekibinin gülmesi hiç hoş değil hem de hiç. Karanfil bırakmaları doğruydu ama gülmeleri şaşırttı.
Recep Tayyip Erdoğan:
Birden sessiz kaldı. Ama olay günü ya da ertesi günü karanfil bırakmadı bugün bıraktı şaşırtıcıydı.
Yani ülke olarak zor çok zor bir dönemden geçiyoruz. Liderlere sesleniyorum oturun konuşun bir çözüm bulun!

21 Eylül 2015 Pazartesi

Milletvekili Aday Listelerinin Değerlendirilmesi


Listeler, listeler gelelim bir kaç gündür konuşulan milletvekili aday listelerine...Tarafsız ve amatör olarak yazacağım. Bana göre partilerin yapmaması gereken  hataları kısaca yazacağım. O zaman en çok oy alan partiden yazmaya başlayarak devam edelim.

AKP;                                                                                                                                                                  
Bence AKP'nin kurucuları  yok sayılmamalı, o partinin kuruluşunda,iktidar oluşunda kısaca partiye emek verenler bir hiç olarak kenara atılmamalı. Eskilerin dediklerine de kulak verilmeli.. Abdullah GÜL olsun, Bülent ARINÇ olsun.  Bir dinlenilsin. Bu seçimde üç dönem kuralının kalkması parti açısından önemli ve iyi bir gelişmedir. Seçim sonrası süreçleri daha güvenilir olmalıdır. Birlik ve beraberlik demeliler.

CHP;

Bence CHP'nin ön seçim kuralı alkışlanacak bir durum. Partide ki demokrasinin örneğidir ve diğer partilere de örnek olmalıdır. CHP'de halkın çok istediği ama liste dışı kalan Umut ORAN parti için büyük eksikliktir. Halkın sesine kulak verilmeliydi. Misal sokağın vekili olan Melda ONUR da listede olmalıydı. 7 Haziran seçiminde seçilmemesine rağmen seçim sürecinde Erzurum'da devlet ile mücadele eden genç  ve kadın olarak Gonca AYTAŞ da liste dışı kalmamalıydı. Bir de sağdan aday alınmamalı, sağdan oy alacak sol adaylar olmalıdır. Yine de 7 Haziran öncesi ve sonrası en samimi ve güvenilir olan siyasi parti CHP'dir.

MHP;

Bence MHP 7 Haziran seçim sonrasında bir kararsızlık yaşadı. MHP Sinan OGAN'ı ve Meral AKŞENER'i kaybetmemeliydi. Devlet BAHÇELİ'nin ismi çok anılanı silerim demesinden Meral AKŞENER'i liste dışı bırakacağını sanırım anlamalıydık. Meral AKŞENER liste dışı deseler inanmazdm, parti eksikliğini hissedecek. Meral AKŞENER Türkiye için de büyük bir kayıp. Meral AKŞENER gibi siyasetçi kadınlara her zamankinden daha çok ihtiyacımız varken büyük bir ayıp ve kayıptr. Meral AKŞENER'in büyük bir olgunluk ve kibarlık ile karşılaması da takdire şayandır. Parti yönetimi karar alırken bir tık daha düşünmeli artık.

HDP;

HDP ilk defa meclise giren bir parti olarak, Türkiye Partisi olacağız diyen bir parti olarak seçimden sonra bir tık daha iyi olmalıydı. Daha birlik içinde olmalıydı. Tabi ki MHP'nin ve AKP'nin terör araştırılmasın demesine rağmen HDP'nin terör araştırılsın demesi büyük bir adımdır ama PKK ile aralarına duvar örmeli. Milletvekili adayları ise Türkiye Cumhuriyeti'nin resmi dili Türkçe'yi bilmelidir. Öcalan'ın yeğeni aday yapılmamalı.Bence Ethem SARISÜLÜK'ün abisinin aday gösterilmesi ise çok mantıklı ve doğru bir karardır.

Tarafsız olarak yazmaya başladım ve elimden geldiğince tarafsız yazmaya çalıştım takdir sizindir ama normalde ben ATAM'ın partisinden tarafım ama her zaman elimden geldiğince tarafsız bakmaya çalışırm. Hangi parti olursa olsun 1 KASIM'da  OY VER vatandaşlık görevini  yap!    

                                                                                                                              Seda Nur ÜSTÜN